Sen Başkasın 26.Bölüm

 26.BÖLÜM



İki bölüm aynı anda yayımlandı. Önce 25.bölümü okuduğunuzdan emin olun :)

Finalden önceki son bölümüzü okumak üzeresiniz bu arada…

İyi okumalar!

 

 

~~~

 

 

- Umay

 

Tabağımdaki fazla bulduğum her şeyi Kuzey’in tabağına yığıyorken etrafta olup bitenlerden biraz uzak kalmıştım.

“…değil mi çiçeğim?”

Bundan önce hangi konudan bahsettiğini asla bilmesem de Sinan amcamın bana attığı topu hiç düşünmeden yakalamıştım. “Evet,” demiştim neye onay verdiğimden habersiz olsam da.

Sinan amcam zafer sırıtışı ile masadakileri süzerken ben de sudan çıkmış balık gibi Kuzey’e dönüp kulağına yaklaştım. “Neye evet dedim?”

Kuzey konuşmadan önce bana dönmese de onu duyardım ama inadından dibime girdiğine kalıbımı basacağım şekilde kulağıma doğru yapıştı. Nefesimi tutarak konuşmasını bekledim. “Masadaki en aklı başında insanın Sinan abi olduğuna onay verdin.”

Gözlerimi kırpıştırarak sandalyemde geriye yaslandım. Öncelikle yasak aşk yaşıyormuşum gibi köşe kapmaca oynadığım Kuzey’i etraf aile üyeleriyle dolu olduğundan dibine girdiğim halde öpemediğim için biraz içerlemiş, sonra da onay verdiğim şeyin koca bir yalan olması nedeniyle Sinan amcama bakmıştım.

“Seni dinlemediğimi biliyordun, değil mi?” diye sordum kaşlarımı çatarken. Kollarını göğsünde kavuşturup göz kırptı. “Tabağındakileri öğütücü gibi yiyor diye Kuzey’e itelediğini görüyoruz, çiçeğim. Bunu yaparken aşırı odaklanıyorsun her seferinde.”

“Sağ ol abi,” diye homurdandı Kuzey sessizce. Öğütücü olduğunu duymaktan memnun olmayışına kıkırdadım.

“Kuzey doymayacak diye korkuyordur, hassas benim kızım.” diyen ise babamdı. Başıyla Kuzey’i işaret etti. “Beni de yiyecek yakında.”

“Baba…” dedim sitemle.

Kuzey ise yalnızca benim duyabileceğim bir yükseklikte homurdanmıştı. “Kızını yemeyi tercih ederdim bu arada.”

Kuzey’i yalnızca kendim duyabildim sanıyorken onun sağından bir boğulma sesi yükseldiğinde gözlerim şokla açıldı.

Erdem amcam… Erdem amcam sanırım bizimle vedalaşmak üzereydi.

Diğer yanında oturmakta olan Yeliz abla panikle sırtına vurmaya başlasa da çare değildi. Her ne yiyorduysa adamın boğazında kalmıştı.

“Kuzey ya!” diye ciyakladım ayaklanırken. Kimse ne olduğunu anlamamıştı tabii. Herkesin odağı boğulmakta olan Erdem amcadaydı. Yavaş yavaş herkes ayaklanmış, aynı anda konuşmaya başlamışlardı.

Kuzey yan tarafta boğulan babası değilmiş de bir tiyatro oyunuymuş gibi sakindi. “Metresin gibi saklamasaydın beni,” diye homurdandı.

Göz devirdim. Ancak tam o sırada tavrındaki rahatlığı da gözlemlemiş ve gözlerimi iri iri açmıştım. “Duysun diye yaptın…” dedim dişlerimin arasından.

“Açılın!” diye bağıranın amcam nefes alsın diye diğerlerinden biri olduğunu sandığım ilk bir saniyenin ardından sesin Erdem amcama ait olduğunu anlayınca panikle ona baktım.

Önünde duran Duygu teyzem ve Doğan amcam çekildiğinde isteği yerine gelmişti. Sandalyesinde dönüp birden bedenini bize doğru çevirdi.

Sertçe yutkundum.

Beni işaret ederek parmağıyla gelmemi ister gibi küçük bir hareket yaptı. Abartılı bir şekilde gülerek Kuzey’i omuzundan babasına doğru ittim. “Baban seni çağırıyor.”

“Yok,” dedi Kuzey ittirmemden zerre etkilenmeyen bir deve olduğu için. “Seni çağırıyor.”

Erdem amcam birden ayağa kalktığında içinde sıkıştığım panik nedeniyle dudaklarımdan bir ciyaklama daha fırladı. “N’oluyor?” diye tiz bir şekilde sorduğumda çoktan kendimi Erdem amcamın kolları arasında bulmuştum.

“Amca…” diye mırıldandım şaşkınca. Suratım göğsüne yapıştığı için nefeslerimi bile zor alıyordum.

“Deliriyorum sandım,” diye fısıldadı kulağıma. “Bu salağın halinden bir şeyler anladım son zamanlarda ama ben yıllardır çok istiyorum diye uydurdum sandım, gerçekmiş.”

Birden Erdem amcamın kollarından koparıldım. Babam beni havaya kaldırarak yerimden almış ve kendine doğru çekmişti. “Ölüyorum numarasıyla kızıma niye yapışıyorsun, hayata dönünce kendi oğluna sarılsana.”

Masanın etrafındaki kalan isimlere doğru baktım çaresizce. Yasak olmayan yasak aşkımızın şahitleri elbette vardı.

Masada konudan bihaber olan isimler iki tanecikti. Biri babamdı -ki asıl panik nedenim oydu-, diğer isim de Erdem amcamdı çünkü öğrendiği anda babama hava atmak için çenesine sahip olamayacağından emindim. Sinan amcama bile söylemiştim ama Erdem amcamdaki riski göze alamamıştım.

Kuzey’in baştan ayağa cesaretle dolu olmasına rağmen ben babamın tepkisinden kaçmak için kalan öğrenme zamanını erteleme taraftarıydım. Son birkaç haftadır da başarıyla ilerliyordum ancak belli ki Kuzey’in sabrının sonuna çoktan gelmiştik.

Erdem amcamın gözlerindeki parıldamayı gördüğümde hızla araya girdim. “Baba?” dedim babamın dikkatini kendime çekerken. Ellerimle bir koluna sarıldım. “Bana bi’ bakabilir misin acaba?”

Babam ters ters bakındığı Erdem amcamdaki bakışlarını bana çevirdiğinde yüzündeki ifade de çoktan yumuşamıştı. “Bir ömür bakabilirim babacım, söyle.”

Konudan koparak bir an eriyecek ve ona sırnaşacaktım ki nasıl bir anın içinde olduğumu hatırlamış, direkten dönmüştüm.

“Nasıl söyleyeceğim?” diye mırıldandım çaresizce. Ona söyleyeceğim şey için ondan yardım ister gibi konuşmam durumun ağırlığının altını çiziyordu.

“Neyi nasıl söyleyeceksin bebeğim?” diye sorarken yanağımı okşadı hafifçe. “Kötü bir şey mi var?”

Başımı iki yana salladım. “Kötü bir şey yok,” dedim sessizce. “Tam tersi bir şey var,” diye eklerken göz ucuyla Kuzey’e bakmış ve onun göz kırpmadan beni izlediğini görmüştüm. Hiçbir duygusal gerilimden etkilenmeyen, mantık ve zeka odaklı bir robot olduğu için tepkisiz olur sandığım ifadesinde kısa bir endişe yakalamıştım.

Bu endişenin kendi adına bir korkudan değil benim üzülme ihtimalimden kaynaklandığını biliyordum.

Babamla onun arasında yaşayacağım herhangi bir gelgitte nasıl derin hasar alacağımı biliyordu, benden daha iyi tahminlerde bulunduğundan emindim.

“Kimsenin yüzünde meraklı bir ifade yok.” Babam etrafı kısaca inceledikten sonra bana dönmüştü yeniden. “Yine bir şeyi en son ben mi öğreniyorum?” dedikten sonra duraksadı. Erdem amcama doğru bir bakış attı. “Bu herif az önce bana söyleyeceğin şeyi duyduğu için mi boğuldu?”

Başımı ağır ağır salladım.

Yemek odasının daha önce bu kadar havasız hissettirdiği bir an hatırlamıyordum.

İki kere üst üste yutkunduktan sonra babamın tutunmayı bırakmadığım kolunu daha da sıkı sararak dudaklarımı araladım. “Ben aşık oldum,” diye fısıldadım sesim içime kaçar sansam da duygularımdan emin olduğum için düzgün bir şekilde üç kelimeyi dile getirerek.

Babamın donmasını, beni kendime gelmemi ister gibi sarsmasını ya da belki ‘kime’ diye haykırmasını beklerdim.

Ölüm yavaşlığında başını Kuzey’e doğru çevirerek hedefi iki saniyeden kısa sürede bulduğunda panikten hıçkırmıştım.

“Kafana göre bir sabah uyandın ve yeminini mi bozdun, velet?”

Benimle birlikte birilerinin daha şaşırdığını odadaki değişen havadan anlamıştım. Bir babama bir Kuzey’e bakarak boynumu yormaktayken dilim tutulmuş gibiydi.

“Koşul gerçekleşti,” diyerek rahatça omuz silken Kuzey’i gördüğümde kaşlarım çatıldı. “Ne koşulu?” diye soramayacak kadar kafam karışmıştı ama benim yerime annem konuştuğu için memnundum.

İlk adımı Umay atmadığı sürece koşulu,” dedi Kuzey bakışlarını babamdan ayırmadan. “İlk adımı Umay atmadığı sürece arkadaştan fazlası olamazsınız demiştin, Ateş amca.”

Aynı anda babam ve benim seslerimiz yankılandı içeride.

“Baba!” deyişime onun “Umay!” deyişi karışmıştı. Sonra yine aynı anda konuştuk.

“Ne adımı attın?”

“Ne yemini bu?”

İkimiz de kaşlarımız çatık halde birbirimize bakarken cevap vermeye girişmediğimizde kısa bir sessizlik oluştu.

Alt dudağımı titrettim.

Bu kozu oynayacak kadar hile yapmışlığım pek olmazdı ama şu an mecburdum.

Babam gözlerini kapatarak benden kaçmak ister gibi kendini karanlığa gömdüğünde ise iç çektim.

Babam gözlerini geri açtığında eliyle rastgele bir yeri gösterir gibi Kuzey’i işaret etti. “Siz bunun bu zekayla bunca yıl Umay’a aşık olduğunu anlamadığını sanıyorken, ben eşeğimi sağlam olduğunu sandığım kazığa bağlıyordum.”

Kuzey masadaki bir ekmek dilimini ağzına atıp çiğnerken yerinde gerindi. Herkes ayaklanmışken hâlâ sandalyesindeki yeri koruyordu.

“Ne demek bu?” dedim daha fazla şaşırmaya yerim yokken.

“İlk adımı sen attın ama duygularını ilk fark eden sen değildin demek, bebek.” derken bana öyle derin bakıyordu ki gözlerimi kaçıramayacak kadar kilitlenmiştim. “Benim dışımdaki ikinci isim Ateş amca olmasa iyi olurdu tabii,” dedi Kuzey omuz silkerken. “Sen kendi hislerini keşfedip bunu bana belli edecek kadar emin olana dek hiçbir şey belli etmeme yeminim olmazdı belki o zaman.”

Annemin hayret dolu sesi yükseldi. “Ateş!” demişti yakınarak.

Babam anneme doğru döndü. “Ne Ateş?” dedi huysuz bir şekilde ekşittiği yüzüyle. “Bu herifte nasıl bir manipülasyon gücü var biliyor musun? İki sözüyle kızımın aklını bulandırırdı, Umay’a hiçbir dış etken olmadan düşünme fırsatı tanıdım.”

“Yapmazdı,” dedi annem başını sallayarak.

Kuzey lafa karıştı. “Yapardım bu arada… Umay’ın bunca zaman ona yaklaşmayı deneyen kimseye yüz vermemesine şükretmek lazım, yoksa rahat durmazdım. Yemişim yeminini.”

Babam eline ilk geçen şeyi -bir peçete süsünü- Kuzey’in kafasına attığında Kuzey süsü havada yakalamış ve düzgünce masaya bırakmıştı. “Herkes her şeyden haberdarsa yemeğe devam edebilir miyiz? Ben daha doymamıştım.”

Doğan amcam sesli bir sabır çekerek yerine geri yerleşen ilk isim oldu. “Şu odada aklını normal kullanan bir insan evladı olamaz mı, nasıl bir tesadüf ki bu insanlar bir araya toplanmış?”

Anlık yaşadığım duygu geçişleri, üst üste gelen tepkilere hazırlıksız yakalanmam ve duyduklarımı sindirmek için harcadığım güç birden beni bulutların üzerinden aşağı süzülür gibi hissetmeme neden olmuştu.

Bu tatlı bir hafiflik değildi.

Koca bir bilinç kaybıydı.

Pat diye bayılmıştım.

 

 

~

 

 

Odamın kapısı tek bir vuruş eşliğinde çaldığında uzandığım yerden hiç kıpırdamadım. Kapı açılıp içeriye bir beden süzüldüğünde de aynı şekilde hareketsizdim.

Yatağımın tam ortasında uzanıyordum. Başucu lambam açıktı, oda karanlık değildi ama göz de yormuyordu.

Akşam yemeğini ayılıp bayılarak tamamlamışken birkaç saat sonrasında yoğun bir ışığa maruz kalacak enerjim de kalmamıştı, gözlerim acıyordu.

İçeriye giren kişinin kim olduğunu anlamak için kapıya bakmama gerek yoktu. Babamın tanıdık adımları ve üstüme doğru akın eden kokusu yeterince büyük ipuçlarıydı.

“Uyumamışsın,” derken sesi çok yüksek değildi. “Annen belki uyuyorsundur diye rahatsız etmememi söyledi ama dinlemedim.”

“Rahatsız olmazdım,” dedim dizlerimi kendime doğru çekip yan dönerken. “Biliyorum,” diyerek başını salladı. “Ama bu gece bana biraz kızgınsın, o yüzden hislerin her zamanki gibi olmayabilir.”

Kızgın değildim.

Ona ya da Kuzey’e karşı kızgın hissetmiyordum. İkisine de öyle çok bağlıydım ki dünyamı başıma yıksalar bile kızabilir miydim emin değildim. Ama hiçbir şey hissetmiyor da değildim tabii.

Babam yatağa doğru yaklaşmadan önce odanın diğer köşesindeki açık rafıma doğru ilerlediğinde ne yapıyor olduğunu anlamak için bakışlarımla onu takip ediyordum. Rafta oturmakta olan peluş kuzumu kolundan tuttuğu gibi oradan indirmiş ve yanıma doğru adımlarken onu da peşinden getirmişti.

“Baba?” dedim şaşkınca.

Kuzuyu benim üstüme bıraktı. Bir kolum refleksle kuzuyu sararken babamın yatağımı sarsarak yanıma oturmasını izledim. Sırtını yatak başlığıma yaslamış, bacaklarından birini yere sarkıtırken diğerini ileri uzatmıştı. Bense ona dönük halde dizlerimi kendime çekmiş uzanmaktaydım.

“Aramıza giren bu pamuk yumağıyken her şey daha iyiydi,” diye homurdandı. Kuzuyu başıyla işaret etmişti konuştuğu sırada. “Kuzey’i boş verip yeniden kuzuna takıntılı hale gelemez misin?”

Gülmemem gerekirdi. Bu akşam duyduklarımdan sonra en azından bir süreliğine tripli kalmam gerekirdi. Fakat Ateş Karmen karşımda son çaresiymiş gibi oyuncak kuzuma bakarken dayanmak çok zordu.

“Kuzey’den nefret eder gibi yapma rolün hiç inandırıcı değil,” dedim çenemi kuzunun başına doğru yaslayıp babama bakarken. “Erdem amcamı sevdiğinden daha çok seviyorsun Kuzey’i, eminim.”

“Ben herkesi Erdem’i sevdiğimden çok seviyorum, babacım.”

Yalanına gözlerimi kısarak tepki verdim. Daha önce dile getirdiğine şahit olmasam da Erdem amcamın babam için ne kadar değerli olduğunu adım gibi biliyordum.

“Evet baba,” dedim abartıyla. “Ben de çiçeklerden nefret ediyorum. Aynı oranda gerçekler bunlar.”

Babam kollarını göğsünde çaprazlarken bakışlarını yüzüme indirdi. “Çiçekler demişken…”

“Ee?” dedim merakla.

“Kuzey çiçek bile sevmiyor, bula bula çiçek sevmeyen adam mı buldun yani?” dedi yüzünü ekşiterek.

Kıkırdadım. Kendimi biraz öne kaydırarak yanağımı bacağına yasladım. “Çiçek sevmiyor mu yoksa çiçeklere alerjisi mi var?”

“Her ne haltsa,” dedi geçiştirir gibi.

“Çiçekler onu hastalandırdığı halde benim için çiçeklere yaklaşmaktan çekinmiyor, baba.” dedim sesimi kaplayan sıcaklığı saklayamadan.

Birden bire soğuk algınlığına kapılmış gibi belirtiler göstereceğini bile bile benimle birlikte çiçeklerle uğraşmaktan hiçbir zaman kendi isteğiyle kaçmayan Kuzey’i düşündüğümde onu savunmak için ek bir çaba harcamama gerek kalmamıştı.

Ben onu düşünerek buna engel olmasam hiç yılmadan benimle çiçekler arasında oturabilirdi, bunu yapacağına şüphem yoktu.

Babam yeni bir olumsuzluk aradığından olsa gerek biraz sessizleşmişti. Ben de bunu fırsat bilerek yanağım bacağına yaslı halde gözlerimi usulca kapatmıştım.

Kendi yöntemleriyle yaptığından kimi zaman sonuçlar hatalı olsa da günün sonunda babamın hiçbir şeyi benim kötülüğüm için yapmadığını biliyordum.

Kuzey’i hayatımdan silip atmamı ya da asla ona bir şeyler hissetmememi değil, bir şeyler olacaksa en doğal şekliyle olsun diye kendince uğraşmıştı. Belki biraz da kıskançlığına yenik düşmüştü ama yine de asıl hedefi benim hislerimi kendi kendime yorumlayabilecek kadar büyümemdi.

Gözlerimi kapalı tuttuğum süre uzadıkça mayışıklığım artmış, gözlerim geri açılamayacak kadar ağırlaşmıştı.

Babamın sırtımı ve saçlarımı yavaşça okşayan parmakları da uykuya gömülmem için beni usul usul ikna ediyordu.

“Ben var olduğum sürece bebeğim olarak kalacaksın, yaşın kaç olursa olsun benim gözümde hâlâ küçücüksün. Bu seni kızdırıyorsa da üzgünüm babacım, değişmeyecek çünkü.”

Bu, beni kızdırabilecek son şey bile değildi.

Ne kadar büyürsem büyüyeyim babamın beni bebeğiymişim gibi sarmalaması, öyleymişim gibi davranması hiç sıkıcı gelmeyecekti.

Ona bağlıymış ve bağlandığım yerde esirmiş gibi hissetmiyordum. Aksine böyleyken uçsuz bucaksız bir özgürlüğe sahiptim. Hangi yola girersem gireyim, hangi çukura düşersem düşeyim babamın gölgesi üstümdeydi çünkü. Başıma bir şey gelmeyeceğinden emindim.

Bu kadar özgür olabilmek sanıyorum ki pek sık rastlanılabilir bir şey değildi. Benim ayrıcalığımdı.

 

 

~~~


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gözyaşı Kadehleri 35.Bölüm

Gözyaşı Kadehleri 33.Bölüm

Gözyaşı Kadehleri 29.Bölüm